Feyerabend “Yönteme Hayır” kitabında bir olaydan, belki de “dönüştürücü bir deneyim” denebilecek bir olaydan söz eder. Bir tiyatro oyununu izlerken daha önce görmüş olduğu Nazi oyunlarına çok benzediğini fark eder ve kendi kendine sorar: “Marksist” olduğunu iddia eden bu oyunun bir Nazi oyunundan farkı nedir?
Bu sorunun bir yanıtı olmadığını görür. Oysa dünyayı farklı bir şekilde algılamak ve farklı bir hale dönüştürmek iddiasında olan bir dünya görüşünün farklılığını hissettirmesi gerekmez miydi?
Buradan, şu anda politik gündemle de yakından bağlantılı olduğunu düşündüğüm önemli bir meseleye geliyoruz: Araçlar ve amaçlar meselesi. Başka bir deyişle, yüce amaçlar için aşağılık araçların kulanılabilmesi meselesi.
Bence dünyayı değiştirmek iddiasındaki solun itibarını yitirmiş olmasının bir nedeni de, -Stalin’le Rusya’da, Pol Pot’la Kamboçya’da, Çavuşesku ile Romanya’da, vb.- buna, yani, eldeki her türlü aşağılık yöntemle dünyayı daha yüce bir yer haline getirmeye çalışmasıydı. Aynı düşüncede olan (Irak’taki kelle avcıları, El Kaide, Taliban, Suudiler, vb.) İslamcıların da çok saygın bir konumda oldukları söylenemez.
Kürtler de böyle devam ederlerse -en azından tarihsel süreç içinde- varolan saygınlıklarını yitirecekler.
Sonuç olarak, bugün Martin Luther Kinglere ve Gandilere her zamankinden daha çok ihtiyaç var gibi görünüyor.