//
Arşiv

Archive for

Belleğini Yitiren Toplum

Bu çeviri yazı, Russell Jacoby’nin Social Amnesia (Critique of Conformist Psychology from Adler to Laing. Boston: Beacon Press, 1974) kitabından alınarak (Şizofrengi‘de (sayı 3, 1992; sa: 18-19) yayımlanmıştı. Daha sonra bu kitap Belleğini Yitiren Toplum adıyla Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.

Belleğini Yitiren Toplum

Okumaya devam et

DELİLİĞİN DİYALEKTİĞİNİ YENİDEN KURMAK

(Şizofrengi’de (1994; 14: 7-10) yayımlanmış bir çeviridir. O dönemin ruhuna uygun bir yazıydı; çeviri de acemilik zamanlarıma denk geldi. )

Makalenin aslı: Cohen CI. Re-establishing a dialectic of madness. Int J Soc Psychiatry 1978; 24(4): 241-6

 

Tarihsel kanıtlara bakılırsa, on yedinci yüzyıla değin diyalektik bir delilik kavramı vardı; bu kavram aklın yitirilmesi ve budalalık ile peygamberlik ve kâhinlik öğelerini bir araya getiriyordu. Akıl çağının başlaması, insanlığın delilikle iletişiminin sona ermesi anlamına geldi ve buna diyalektiğin çözülmesi eşlik etti: Delilik yalnızca bir utanç simgesi haline geldi ve deliler kapatma evlerine yığıldılar. Deliler tekrar sokaklara geri döndüklerine göre, delilikle iletişimimizi yeniden kurmaktan, yani diyalektiği yeniden inşa etmekten kazanabileceklerimizi araştırmaya başlamalıyız. Deliliğin eskiden değer verilen yönlerinin incelenmesi yararlı bir çıkış noktası olabilir.

 

Binlerce yıl, diyalektik bir delilik kavramı varoldu: Aklın yitirilmesi ve budalalıkla peygamberlik ve kâhinliği bir araya getiren bir kavramdı bu. On yedinci yüzyılda Akıl Çağının başlaması, insanlığın delilikle iletişiminin sona ermesi anlamına geldi ve buna diyalektiğin çözülmesi eşlik etti: Delilik yalnızca bir utanç ve küçümseme simgesi haline geldi; deliler gündelik hayattan uzaklaştırılarak kapatma evlerine yığıldılar.

şizofrengi 14 kapak.png

Deliler bir kez daha sokaklarda. Geçen yirmi yılda 300 binden fazla kişi kamusal ruh sağlığı kurumlarından dışarı salındı (Süregen Akıl Hastalarının Salınması, 1974). Delilerin toplumun içine doluşmasına tıp mesleğinin ve kamuoyunun ilk tepkisi, deliliğin bir patoloji olduğu ve varoluştan silinmesi gerektiği şeklindeki düşünceyi süreklileştirmek oldu. Bu görüş tümüyle geçersiz olmamakla birlikte, delilikle iletişimimizi yeniden kurmaktan (yani diyalektik kavramı yeniden inşa etmekten) kazanılabilecek olası yararları görmezden geldiği söylenebilir. Bu makale, Batı düşüncesinde “deliliğin diyalektiği” üzerine tarihsel kanıtları inceleyecek ve bu diyalektiğin yok edilmesine neden olan etkenleri tanımlayacaktır. Ayrıca, deliliğin eskiden değer verilen ve bugün çağdaş bir bağlamda iletişimin yeniden kurulmasına dayanak olabilecek yönleri üzerinde duracaktır.

Okumaya devam et

MARKSİZM VE PSİKOTERAPİ

Şizofrengi’de (sayı 1996; 21: 5-12) yayımlanmış bir çeviridir. O dönemin ruhuna uygun bir yazıydı; çeviri de acemilik zamanlarıma denk geldi. )

Makalenin aslı: Cohen CI: Marxism and Psychotherapy. Science & Society 1986; 50(1): 4-24

Ruh sağlığı alanında çalışan Marksistler inançlarını mesleki uygulamalarıyla bağdaştırırken esas olarak iki tavır takındılar: ilki düalist bir tavırdır; Marksizm sosyopolitik dünyayı açıklamak için, geleneksel psikolojik kuram (genellikle de psikoanaliz) ruhsal alanı incelemek için kullanılır. Terapistler bu düalizmin üstesinden gelmeye çalışırken ikinci bir tavır benimsediler, tedaviye yaklaşımlarının kuramsal yöneliminden “ilerici” öğeler devşirmeye çalıştılar.

TERAPİYE REHBERLİK EDECEK MARKSİST BİR PSİKOLOJİ KURAMlNIN EKSİKLİĞİ

Lucien Seve’nin “tarihsel materyalizme uygun bir kişilik kuramının bulunmadığı” gözlemi bugün de geçerlidir. Marksistlerin benimsediği bütün kişilik kuramları 1- diyalektik materyalizme bağlılık, 2- bilimsel soruların, gerçekliğin karşısında sınanmasını mümkün kılacak şekilde dile getirilip getirilmemesi, 3- ideolojinin işin içine girip girmemesi, 4- kuramın gerçeklik karşısında uygun bir şekilde sınanıp sınanmaması, 5- kuramda bir eksiklik olup olmaması açılarından sorunlar çıkarmıştır..

şizofrengi 21 kapak

 

KLASİK PSİKOANALİZ (FREUD)

Psikoanalitik kuramı Marksist çözümleme ile en iyi bütünleştirenler Frankfurt Okulu üyeleri ve Wilhelm Reich’ti. Freud’cu kuramın daha ideolojik ve tarihsel olarak koşullanmış yönleri (özellikle kadınlarla ilgili olanlar) iyi bilinmekle birlikte, bunlar genellikle insani gelişime ilişkin doğru bir görünümdeki küçük çarpıklıklar diye gözardı edilmişlerdir. Ancak, klasik Freud’cu kuramda Marksizme ters düşen başka sorunlar da vardır. Örneğin, Freud “içgüdüler”in biyolojik kökenli olduğuna inanıyor (“(içgüdüler) bedenin zihin üzerindeki talebini temsil ederler”), onları “bütün etkinliklerin nihai nedeni” olarak görüyordu.

Okumaya devam et

RADİKAL PSİKİYATRİ VE HAREKET GRUPLARI

(Claude Steiner editörlüğünde çıkan Radikal Terapist kitabının aynı başlıklı bölümünün Şizofrengi’de (1993; 11: 6-9) yayımlanmış çevirisidir. O dönemin ruhuna uygun bir yazıydı; çeviri de acemilik zamanlarıma denk geldi. )

 

Radikal psikiyatrinin ana amacı, insanların yabancılaşmayı alt etmesine yardımcı olmaktır. Bunun için diğer insanlarla gruplar halinde temas kurmak gerektiğine göre, bu grupların sağlıklı işlemesi ve yaşaması için radikal psikiyatrinin rehberliği gerekir. Radikal değişiklikler için uğraşan insanlar gruplar düzenlediklerinde, çok doğal olarak bunu otoriter ve yabancılaştırıcı olmayan bir şekilde yapmak isterler. Sonuçta ortaya çıkan grupların yapısı belirsiz ve kararsız olup, dış saldırılara karşı içsel bütünlükleri zayıftır. Hareket gruplarına yönelik saldırıların klasikleşmiş iki örneği vardır: Bunlardan biri hiyerarşilerin düzlenmesi, öteki de “Senden Daha Solcuyum” oyunudur.

radical therapist cover

SENDEN DAHA SOLCUYUM

Şizofrengi 11 kapak

Radikal bir örgütte çalışmış olan herkesin çok iyi bildiği bir olgudur: Süreç içinde öyle bir an gelir ki, bir ya da daha çok kişi liderlikten daha devrimci ya da daha radikal olduğunu iddia ederek liderliğe saldırır. Bunun gerçekten böyle olması, yani grubun liderliğinin karşı devrimci bir hale gelmiş olması her zaman mümkün olduğundan, böyle bir çok örgüt (çoğu durumda doğru ve devrimci çalışmalar yürüten örgütler) tamamen bu sav sonucu dağılmışlardır.

Bir hizbin liderliğe tamamen haksız yere mi saldırdığını, yoksa böyle bir grubun saldırıyı hak mı ettiğini nasıl ayırt etmeliyiz?

Okumaya devam et

HALKIN YARARINA PSİKOTERAPİ

(Michael Lemer’in Surplus Powerlessness kitabından alıntı yapan Utne Reader’den alınmış ve Şizofrengi’de (sayı 16; 1994) yayımlanmış bir çeviridir. O dönemin ruhuna uygun bir yazıydı; çeviri de acemilik zamanlarıma denk geldi. )

 

Güncel psikoterapi uygulamasının çok açık çelişkin sonuçları vardır. Bir yandan birçok insan kişisel yaşamlarında karşılaştıkları sorunlarla başa çıkmayı öğrenirken, öte yandan bilerek içine girdikleri sürecin kendisi sonunda onları daha da güçsüzleştirme eğilimindedir.

Psikolojik sorunlara neden olan politik, ekonomik ve toplumsal etkenler üzerine bir fikri olmayan çoğu terapist, ailenin ve kişisel yaşamın düşkırıklıklarını bireysel başarısızlıklar olarak yorumlar. Terapistler müşterilerini bireysel yaşantılarını biçimlendiren daha geniş toplumsal güçler konusunda bilinçlendirmek yerine, alttan alta, sorunların bireysel alanda olduğunu ve bunların bireysel psikelerdeki ya da aile sistemlerindeki değişiklikler yoluyla çözülebileceğini telkin ederler.

şizofrengi 16 kapak

Ancak, bu algılamanın kendisi, Fazladan Güçsüzlük dediğim dinamiğin (insanlara kendilerini güçsüz hissettiren, onların gerçekte de güçsüzlüklerini doğrulayacak şekilde davranmalarına yol açan inançlar kümesinin) önemli bir parçasıdır. Tam da kişisel yaşamlarımızın denetimden çıktığını hissettiğimiz anlarda bize sorunların kafalarımızın içinde yattığını söyleyecek birine yardım için başvurmamız çok ironik, ama anlaşılır da bir şeydir. Çoğu kimse yaşamlarındaki bozgunları ve düşkırıklıklarını değersizliklerinin daha ileri doğrulanması olarak yorumladığından, gerek sorunların kendi psikelerinde yattığına, gerçekten gereksinim duydukları şeyin kendilerini değiştirmek olduğuna inanmaları mümkündür.

Okumaya devam et

RADİKAL TERAPİST (İlkeler)

(Claude Steiner editörlüğünde çıkan Radikal Terapist kitabının aynı başlıklı bölümünün Şizofrengi’de (1993; 10: 6-8) yayımlanmış çevirisidir. O dönemin ruhuna uygun bir yazıydı; çeviri de acemilik zamanlarıma denk geldi. )

 

Psikiyatri, ruhsal iyileştirme sanatı: Bu sanatı uygulayan herkes psikiyatristtir. Tıp mesleğinin gasp ettiği psikiyatri pratiği, hazin bir düzensizlik içindedir. Hekimlik bunu düzeltecek hiçbir şey yapmamıştır; ortaçağda hekimler kadar yaşlıların ve rahiplerin de yetkisinde bir sanat mertebesindeyken, bugün uygulandığı biçimiyle tıbbî psikiyatri sözde bilimsel bir yola sapmıştır.

Bugün egemen olarak uygulandığı biçimiyle psikiyatrinin radikal olarak, yani “kökten” değiştirilmesine gerek vardır.

şizofrengi 10 içindekiler

Şizofrengi 10 kapak

Psikiyatri politik bir etkinliktir. Psikiyatrik hizmetlerden yararlanan kişiler her zaman başka bir (ya da birçok) kişiyle gücün yapılandırdığı ilişkilere girerler. Psikiyatristin de bu ilişkilerin güç ayarlamalarında etkisi vardır. Gerçi işlerini yaparken “yansız” olmaktan gurur duyarlar, ama bir kişi bir başkasına (yansız bir katılımcıya) egemen olduğu, onu başkaladığı, özellikle de bir otorite olarak görüldüğü zaman, egemenliği güçlendiren biri olur ve bu ilişkide etkin bir tavır almaması, temelde politik ve baskıcı bir hale gelir. Psikiyatrinin kadınlarla ilişkisindeki bilinen rolünde bu olgunun klasik ve seçkin bir örneği bulunur.

 

Okumaya devam et

RADİKAL TERAPİST (Manifesto)

(Claude Steiner editörlüğünde çıkan Radikal Terapist kitabının aynı başlıklı bölümünün Şizofrengi’de (1993; 9: 6-9) yayımlanmış çevirisidir. O dönemin ruhuna uygun bir yazıydı; çeviri de acemilik zamanlarıma denk geldi. )

 

Terapi güncel uygulamaları sürdürmek ve haklılaştırmakla uğraşırken, yaşamı bütün insanlar için anlamlı kılmaya çalışan eylemlerden kaçıyor. Bütün bunlar bir sır değil. Terapi alanının ister içinde olsun, ister dışında; birçok insan durumun katlanılmaz olduğunda hemfikir. Öyleyse bu durum neden sürüyor?

radical therapist cover

Savaş ırkçılık ve toplumsal çalkantıyla kıvranan bir toplumun göbeğinde, terapi, bir şey olmamış gibi işine devam ediyor. Terapistler de toplumsal değişmeye genellikle kuşkuyla bakıyor ve değişim yönünde zorlayanları “rahatsız” diye yaftalıyorlar. Terapi güncel uygulamaları sürdürmek ve haklılaştırmakla uğraşırken, yaşamı bütün insanlar için anlamlı kılmaya çalışan eylemlerden kaçıyor. Bütün bunlar bir sır değil. Terapi alanının ister içinde olsun, ister dışında; birçok insan durumun katlanılmaz olduğunda hemfikir. Öyleyse bu durum neden sürüyor?

şizofrengi 9 kapak

Terapi anlayışlarımızın modası geçmiştir, seçkinci, erkek-merkezli ve saplantılıdır. Uygulama biçimlerimiz ayrımcı ve sömürücüdür. Çoğunlukla eski, pek sorgulanmayan kavramlara sarılarak çevremizdeki toplumdan soyutlanıyor ve statükoya destek oluyoruz. Ve bunu çok başarılı bir şekilde yapabiliyoruz. Bu toplumda terapist güvenlidir; neredeyse halkın tepesinde yaşar. Toplumun geri kalanı şiddet ve savaştan acı çekerken, o, paralı kolaylıklardan, nüfuz ve prestijden yararlanır. Diğerleri sokaklarda ölürken, o, arsa ve yat satın alır. Kişinin içindeki güçleri çözümlemekte usta olabilir, ama genellikle içinde yaşadığı geniş toplumu denetleyen güçlerden habersizdir. Bu durum sergilenmeli ve aydınlatılmalıdır.

Okumaya devam et

Psikiyatride Stigma (“Damgalama”): Bir Gözden Geçirme  

PsikeArt, Mart Nisan (2) 2009 (stigma), sa. 10-19

 

Giriş

İngilizce’de “insane” teriminin onlarca eş anlamlısı bulunduğu, bunların en azından bazı bağlamlarda önyargılı bir anlam taşıdıkları söylenir (örneğin, crazy, mad, demented, moon-struck, frenzied). Türkçe’de de “akıl hastası” hemen her zaman muhatabını aşağılayan bir anlamda kullanılır. “Deli” sözcüğünün o kadar çok sayıda eş anlamlısı bulunmamakla birlikte, bir uyumsuzluk, dengesizlik, aşırılık, hatta tehlikelilik haline işaret ettiği görülebilir: Örneğin, Ayverdi Sözlüğü’nde deli “akli dengesini kaybetmekten ötürü kendisine ve çevresine zararlı davranışlarda bulunan, intibakını yitirmiş, aklını kaçırmış, çıldırmış (kimse)” ya da “sözlerinde ve hareketlerinde pervasız, aklını yerinde ve gereği gibi kullanmayan, davranışları taşkın ve aşırı (kimse)” olarak tanımlanmaktadır. Kimi zaman “şaşkın, çılgın gibi bazan sevgi, bazan sitem ifadesi taşıyan hitap sözü” olarak kullanılsa da, en kısa ve özlü tanımı “normal sınırını aşan, sınır tanımayan, coşkun, azgın, ölçüsüz” sıfatlarında bulmaktadır. Püsküllüoğlu’nun Türkçe Sözlük’ünde de deli aynı şekilde “akıl ve ruh dengesi bozulmuş olan, akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan (kimse)” olarak tanımlandıktan sonra “davranışları aşırı ve taşkın olan, aşırı davranışlarda bulunan (kimse)” diye eklenmektedir.

stigma

Okumaya devam et

Mizahın Toplumsal İşlevi ve Kötüye Kullanımı: Aşağılayıcı Mizah 

PsikeArt, Mayıs Haziran (22) 2012 (mizah), sa. 14-19

Giriş

 PsikeArt’tan “Mizah” konulu bir yazı istendiğinde (daha doğrusu, Emin Bey “mizahla ilgili bir yazı” istediğinde), aklımdan “’Gülme’ sayısına zaten yazmamış mıydık? Bu ‘mizah’ da nereden çıktı?” diye geçmedi değil. Ve belki de bu nedenle, ama belki de “başka işler vardı”, “zaman yoktu”, “Emin Bey sayıyı bir şekilde kotarır”, vb. nedenlerle, konuyu unuttum gitti. Yazı gönderme süresi bitmiş ve ben, kimi zaman zihnimi -belli belirsiz- meşgul eden bu görevin geçip gitmiş olmasından dolayı tam rahatlamıştım ki, Emin Bey’in kısa mesajı geldi: “İyi aksamlar hakan yazini acele bekliyorum.”

Gülsem mi, ağlasam mı, bilemedim. Bu saatten sonra oturup yazmaya başlasam komedi, yazı göndermemekle Emin Bey’e yaşattığım şeyse, bir trajedi gibi görünüyordu. Acaba traji-komik bir şey yapabilir miydim? Yaptım: Bu saatten sonra oturup yazdım, yayımlanmama olasılığını unutmadan, suçluluk hissinden kurtulmanın başka yolunu da bulamadan…

mizah

Okumaya devam et

Uzlaşma

 PsikeArt, Eylül Ekim (29) 2013 (uzlaşma), sa. (yayımlanmış mıydı, emin değilim:-)

Başka bir yerde de söyledim, yazdım. Gene yazmamda sakınca yok: “Umut”u neyse o olarak görmeye başlamam yenidir. Bu içgörüye bu kadar geç ulaşmış olmam, aptallık değilse (ki, inşallah değildir!), aymazlık sayılabilir. “Umut”u hep olumlu bir nitelik olarak düşünmüşümdür. (“Umudu besleyelim abiler!” gibi.) Yenilerde öğrendim ki, Niçe denen bir adam umudun Pandora’nın Kutusu’nda kalan son kötülük olduğunu söylemiş. Nasıl aklıma gelmedi böyle bir şey? Tabii ya.. zekice, değil mi? Bütün kötülükler kutudan döküldüğüne ve son olarak umut kaldığına gore, umut nasıl “iyi” bir “şey” sayılabilir? (Kötülüklerin arasına saklanmış bir “iyi şey”!) (Bir keşif daha olabilir mi?: “Kötülüklerin arkasına saklanmış iyilik” ibaresi bana –nedense- Tanrı’yı düşündürdü.) Her neyse, konu o değil. Ben de keşif yapmak istiyorum. Herkesin bilmediği bir şeyi öğrenmek, olmazsa herkesin bildiğini sandığı bir şeyi belki de bilmiyor olabileceklerini göstermek. (Ah, gene Sokrat!) O hayranlık duyduğum isimlerin söyledikleri karşısında hissettiğim şaşkınlık ile kıskançlık karışımı duygu ne güzeldir! Bunu başkalarına hissettirmek de güzel olmalı.

uzlaşma

Bu yazıda yeni bir bilgiyi keşfetmekten çok, yaygın olarak yanlış bilinenlere başka bir açıdan bakmayı (“demistifikasyon” diyebilir miyiz?) deneyeceğim. Konumuz olan “uzlaşma” ile ilgili, birbirinden uzak gibi görünen, ama (büyük) bir ölçüde bağlantılı iki alandan örnekle tartışmaya katkıda bulunmak istiyorum. Bu örneklerden biri evrimsel psikoloji/antropoloji, diğeri de beyin bilimleri alanından olacak.

Okumaya devam et

İletişim

+905452275336

Blogdaki Yazıların ve Görsellerin Yasal Kullanımı Hakkında

© Hakan Atalay ve hakanatalay.wordpress.com. 2011-2019.

Bu malzemenin bir açıklamada bulunmadan ve yazardan yazılı izin almadan yetkisizce kullanılması ve/veya çoğaltılması yasaktır. Özgün içeriğe uygun ve özgül bir yönlendirme yapılması, [Hakan Atalay]ın ve [hakanatalay.wordpres.com]un tam ve açık kaynak gösterilmesi hallerinde alıntılar ve bağlantılar kullanılabilir.

Akbank Sanat'ta Yapay Zeka ve Aşk üzerine panel.
FB TV'de Depresyon üzerine söyleşi.
Follow Psikiyatri ve Kültür on WordPress.com