//
Akıl Fikir

Kopernik’in güneş merkezli evren modelini açıkladığı yapıtı Gökyüzü Küreleri’nin Dönmesi, onun öldüğü yıl, 1543’te yayımlandı.

İnsanların olup bitenlere anlam veremedikleri dönemlerde hep akıldışı öne çıktı. Örneğin, savaş ve ekonomik çöküntü dönemlerinde insanın insana karşı kıyıcılığına, acımasızlığına tanık olunması sonucu oluşan karamsar görüşler, insan davranışlarının kökenini akıldışında aramaya yöneltti. Büyük akılcılarsa, gerek toplumun, gerekse insan zihninin yasalarını başka bir yerde değil, onların ta içinde, derinlerinde aramamız gerektiğini gösterdiler. Böylece bir yandan toplum, o güne kadar bir olgular yığınından ibaret olan tarihin yasalarının keşfiyle, dönüşüme açık bir hale gelirken; öte yandan yalnızca bilinçle ya da iradeyle bir tutulan akıl da sınırlarını genişletti, kendisini çoğu zaman hiç de sezdirmeden yönlendiren bir yanının (bilinçdışının) ayrımına vardı.

Galile, Kopernik sisteminin bir modelini herkesin görebileceği bir şekilde ortaya çıkarmıştı. 1610’da, en çok okunan bilimsel kitap olacak olan ve içinde gözlemlerini kısaca ve açıklıkla sıraladığı Yıldızlardan Gelen Haberci’yi yayımladı.

Aklın, ürünlerine bakarak karar verilemeyecek kadar çok boyutlu bir işleyişe sahip olduğu anlaşılmıştı. Çünkü akıl bir yandan her türden hatalarımıza karşı bahane bulmaya çalışırken, bir yandan kendimizi eleştirmemizi sağlayan; bir yandan dünyayı totemlerle, ruhlarla, yıldızlarla… açıklamaya çalışırken, bir yandan olgulardan genellemelere giden, soyutlayan, düzenleyen; kısacası, bir yandan bilinmezin, gizemlinin, anlaşılmazın etkisiyle inanca, bir yandan da bildiklerine karşın kuşku duymaya yönelten bir etkinlikti. Sonuçta akıl birtakım içeriklerin toplandığı bir depo değil, işlerliğiyle anlaşılabilen bir enerji olarak kavramsallaştırılmalıydı.

Stevin 1585’te ondalıkları, Napier 1614’te logaritmayı buldu.

Evrendeki her şey gibi aklın özü de diyalektiktir. Doğru ve yanlış, saçma ve mantıklı, bilinçsiz ve bilinçli… gibi kuşku ve inanç da aklın olmazsa olmaz kategorileridir. Aynı şekilde akıl yalnızca düşünce değil, hatta ondan daha çok eylemdir. Akıllı insan derken, diğer insanlardan belli bir miktar daha çok akla sahip olan birini değil, akıllıca hareket eden bir insanı anlatmak isteriz. Nitekim akıl da insanın kendi davranışını bilmesine, yargılamasına ve tayin etmesine yarayan yetenek olarak tanımlanır. İbni Sina’nın deyişiyle: “Kafamızda akıl iki türden olabilir. Birincisi, kusursuz bilgidir… İkincisi, kusursuz eylem.”

Harvey 1627’de kan dolaşımını buldu.

Bugün yanlışın içindeki doğruyu, saçmanın mantığını, kuşkunun altındaki inancı seçemeyen; varolanın özündeki geleceği, görünenin altındaki potansiyel gerçekliği sezemeyen, kısacası hayatın diyalektik ruhunu kavrayamayan, bu yüzden de dünyaya karamsar bakan, oysa aklın yanında olması gereken birçok insan, duygu adına akla, öznel adına nesnele, sonuçta da bilinemezcilik adına bilime karşı çıkıyor. Mutlak diye bilinen zamanın ve uzamın göreceliğinin anlaşılması (diyelim, bir parçacığın aynı zamanda hem konumunun, hem de hızının hesaplanamayacağının görülmesi) gibi sonuçları dolayısıyla kuantum fiziğinin sergilediği tekinsizlik durumu, bu bilim karşıtı anlayışlara dayanak olarak kullanıldı. Örneğin, deneysel sonuçların nedensel bağlantısını belli bir olasılıkla öngörme gereksiniminden çıkan belirsizlik kuramı, her şeyin rastlantısal olduğu, olayların önceden kestirilemeyeceği, nedenselliğin yalnızca insan zihninin niteliği olduğu savına dönüştürüldü. Bilim adamının “görecelik”ten söz ettiğini gören bazıları, buradan “görecilik”e çok kolay geçtiler ve “her şey görelidir” sonucuna varıverdiler.

“Aklımıza kanat değil, kurşundan çarık gerek” diyen, tümevarımın babası F. Bacon’ın Novum Organum’u 1620’de yayımlandı.

Postmodernizm (“her şey gider” anlamında), okültizm, mistisizm, astroloji, vs. vs.nin aklımızın ırzına geçmeye devam ettiği bir dünyada, aklımıza “mukayyet” olmalıyız. Nerelerde bittiğini bilmesem de, aklımızın da sınırlarının olduğunun, bildiklerimizden çok bilmediklerimizin bulunduğunun, kaldı ki, “bilme”nin tek başına yeterli olmadığının farkındayım. Bunu, akıl sözcüğünün Arapça “köstek”ten geldiğini öğrendiğimde bir kez daha anladım. Yine de sözü edilen sınırları genişletmenin, kösteklerimizi açmanın yolunun da aklımızı kullanmaktan geçtiği kanısındayım. Elbette bu kösteklerin (aklımızın yani) ayaklarımıza dolanmasını istemiyorsak, teker teker kendi aklımıza da fazla güvenmeyelim. Çare kuşkuyu elden bırakmamaktır. Gereksinim duyduğumuz şey ELEŞTİREL AKILDIR. .

Descartes’in Aklın İdaresi İçin Kurallar’ı 1628’de yayımlandı. (Descartes metodik bir şüpheden yola çıkar. Bu metot, yanılgı ve önyargıları önlemek, eleme yoluyla şüphe edilemez bir gerçeğe ulaşmak için, her şeyden şüphe etmeye dayanır.)

Kaynaklar

– Bernal, J. D.: Bilimler Tarihi, Sosyal Yayınlar, 1979

– Hançerlioğlu, O.: Mutluluk Düşüncesi, Varlık Yayınları, 1965

– Hızır, N.: Felsefe Yazılan, Çağdaş Yayınları, (2. bası), 1981

– Kirilenko, G.; Korshunova, L.: Felsefe Nedir (Çeviri: Gül Aysu), Bilim ve Sanat Kitapları, 1987

–  Meydan Larousse

Yorumlar kapatıldı.

Blogdaki Yazıların ve Görsellerin Yasal Kullanımı Hakkında

© Hakan Atalay ve hakanatalay.wordpress.com. 2011-2019.

Bu malzemenin bir açıklamada bulunmadan ve yazardan yazılı izin almadan yetkisizce kullanılması ve/veya çoğaltılması yasaktır. Özgün içeriğe uygun ve özgül bir yönlendirme yapılması, [Hakan Atalay]ın ve [hakanatalay.wordpres.com]un tam ve açık kaynak gösterilmesi hallerinde alıntılar ve bağlantılar kullanılabilir.

Akbank Sanat'ta Yapay Zeka ve Aşk üzerine panel.
FB TV'de Depresyon üzerine söyleşi.
Follow Psikiyatri ve Kültür on WordPress.com