Joel Kovel, Tarih ve Tin.(Çev. Tuncay Birkan) Ayrıntı Yayınları
“Zamanın ruhu”nu ana konu olarak belirlemiş bir dergide (bu yazı Akıl Defteri‘nde yayımlanmıştı) Tin’den söz edilecekse, kimi sorular beklenebilir: Tin derken ne demek istiyoruz? Onu sıradan bir sözcük gibi, yeterince açık bir sözcük gibi, böyle rahatlıkla kullanabilir miyiz? Sorular, tin sözcüğünün bir tarihi olmamasından, bu yüzden güncel toplumsal bir çağrışıma sahip olmamasından, varsa bile, bu çağrışımın olumsuzluğundan kaynaklanıyor olabilir. Örneğin, “İngilizce’de ‘tin’in karşılığı olan ‘spirit’ gündelik yaşamda da sık kullanılan, zengin çağrışımları ve yan anlamları olan bir terim, oysa Türkçe’de böyle değil. Türkçe’de ‘spirit’in daha iyi bir karşılığı olmadığından, tin sözcüğü kullanılmaya başlandı ve öyle görünüyor ki, kullanıldıkça kendine bir tarih edinecek. Bu nedenle, ilk başlarda hep bazı açıklamalarla işe başlamak yararlı olabilir. Sözgelimi, tin ile ruhun birbirinden ayırt edilmesi ile işe başlanabilir. Kovel “Tin ve ruh arasındaki ana ayrım ruhun, tinsel olarak görülen kişinin bir özelliği olmasıdır” der. Ona göre tin “daha genel bir terimdir ve kişi ile evren arasındaki bir ilişkiyi belirtir; oysa ruh bu ilişkiyi yaşamakta olan kişiyi belirten daha benliğe yönelik bir terimdir. Dolayısıyla ruhu, benliğin aldığı tinsel form olarak tanımlayabiliriz” (sa. 47). Başka bir deyişle, “ruh” bireysel, “tin” ise kolektif/genel bir varoluş/yaşayış biçimine işaret etmektedir.
Yorumlar kapatıldı.