(Çeviri: Şizofrengi 1996; 22: 19-25’de yayımlandı)
Makalenin aslı: Varghese FT: The phenomenology of psychiatry. Am J Psychother 1988; 42(3): 389-403

Temelde bilinçli yaşantının doğasını açığa çıkarmakla uğraşan fenomenoloji, psikiyatride, ruhsal belirtilerin ayrıntılarını hastaların betimlediği gibi anlamak demektir. Çoğu psikiyatriste göre fenomenoloji, betimleyici psikopatoloji ile eş anlamlıdır; psikiyatristin, hastanın bazı belirtileri nasıl yaşadığını anlama sürecinin altında yatan felsefî ilkeler pek önemsenmez. Fenomenolojik yöntemin psikoterapötik sonuçlarına daha da az dikkat edilir.
Ruhsal hastalık yaşantısının doğasını açıklayacak bir yöntembilim geliştirmeye çalışırken fenomenolojiyi psikiyatriye sokan Jaspers’in en büyük katkısı, belirtileri, bu belirtilerin içeriklerinden çok, hastanın onları yaşama biçimine göre ayırt etmekti. Fenomenlerin yaşantılanması üzerinde odaklaşması onun “empatik olarak anlaşılabilen” ile “anlaşılamayan” arasında bir ayrım yapmasını da getirdi. Örneğin, sanrılı algılamanın tanımı, algıya bağlanan anlamın anlaşılamazlığına dayanır. Bu yüzden, sanrılı algılama ile algıya-bağlı sanrısal anlayış arasındaki ayrım, tamamen, ilkinde anlam yaşantısının dolayımsızlığına dayanır, öyle ki anlam algının içinde taşınır.
Bilinçli yaşantının, bilincin kendisi de dahil, dünyadaki şeylerin bilmesinin mümkün olup olmadığı sorusu, tarih kadar eski bir sorudur. Gerek Platoncu, gerekse Aristocu okullar zihnin, gerçekliği çarpıtacak kadar değişmiş ve örgütlenmiş olup olmadığını tartışmış, ikisi de karşıt sonuçlara ulaşmıştır.
Yorumlar kapatıldı.