Psikeart (Kadınlık) Mayıs-Haziran 2017. sa. 51. sa. 6-11
Klasik eğitimi görmüş, antik bilim ve teknolojide uzmanlaşmış, uygulamalı tarih ve sosyal bilimlerde PhD’si olan Rachel Maines, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl’ın kadın dergilerinde iğne işi çalışmalarını araştırırken son derece ihtiyatlı yazılmış vibratör reklamlarına rastlar. Reklamlar boyunlarına ve sırtlarına masaj için elektrikli aletler kullanan kadınları göstermektedir, ancak, aletleri “nefes kesici, canlandırıcı” olarak tanımlamakta ve “gençliğin tüm içe işleyen zevklerini nabızlarınızda tekrar duyacağınızı” vaat etmektedir. Maines 1999’daki bir söyleşisinde o anları şöyle anlatır: “Kendi kendime düşünceye daldım, bu benim düşündüğüm şey olamaz diye.” Maines sonra da vibratörlerin tarihi üzerine araştırma yapmaya ve yazmaya başlar. Araştırmalar 1998’de The Technology of Orgasm: “Hysteria”, the Vibrator, and Women’s Sexual Satisfaction adlı kitaba dönüşür. 2009’da In the Next Room adıyla oynanır ve 2011’de de Hysteria adıyla filmi çekilir.
Maines’in bu rastlantısal bulguları Freud’un epey eleştiri alan erkek ve özellikle kadın cinsel kimliğinin psikolojik gelişmesi hakkındaki fikirlerinin ortaya çıkış sürecine yeni bir ışık tutmaktadır.

Bu sürecin anlatılmasına geçmeden önce, bu fikirleri kısaca hatırlayalım:
Oğlan çocuğunun “erkekleşme” tarihini biliyoruz. Baştan beri bağlı olduğu annesiyle cinselliğini keşfettikten sonra evlenmek ister. Fakat babanın iğdiş etmesinden korktuğu için annesinden vazgeçer ve babasıyla özdeşleşmeye karar verir. Böylece, babası gibi olacak ve annesi gibi bir kadınla evlenecektir. İşte Ödipus… Freud kızlarda ise kendilerine özgü bir hikaye yerine, Ödipus oğlanının tersini anlatır. Freud’a göre, kızlarda cinsel kimliğin gelişmesi daha zordur ve hiç tamamlanmaz. Bir kere, kız çocuk ilk sevgi nesnesi olan annesinden vazgeçip babasını sevmelidir. İkincisi, çocukluğunun cinsel hazlarını keşfettiği klitorisi yerine vajinayı geçirmelidir. Bu hikayenin ana belirleyicisi de iki cins arasındaki anatomik farklılıklardır. Kız oğlandaki çıkıntının kendisinde olmadığını fark edince, bir yandan annesine kendisini kusurlu doğurduğu için öfkelenirken, öte yandan da “ondan kendisine de ister.” İşte bu da “penis hasedi”. Kız çocuğu penisi olamayacağını anlayınca, annesi gibi olup babası gibi birinden penis eşdeğeri olan bir bebek sahibi olmaya karar verir. Hele ki bebek penisini de kendisiyle birlikte getirirse, yani bir oğlan çocuk doğurursa, dadından yenmez. Ayrıca, oğlan çocuğu penisini yitirmesi tehlikesi altında Ödipus karmaşasını terk eder ve bastırır, bu karmaşanın kalıtçısı olarak üstben kurulurken, kızlarda zaten yitirilmiş olan penis hasedi yüzünden erkeklerdeki gibi tam bir üstben gelişmez; bu da kadının toplumsallığının, örneğin, adalet duygusunun eksikliğini açıklar. Freud şöyle der: “Kadınların çok az adalet duygusuna sahip kişiler olarak değerlendirilmesi gerektiği olgusu hiç kuşkusuz onların zihinsel yaşamında hasedin egemenliğiyle ilişkilidir; çünkü adalet istemi hasedin bir değişimidir ve karşı karşıya kalan kişinin hasedi bir yana bırakabilmesini gerektirir.”
Yorumlar kapatıldı.