İnsanlar Birbirlerine Karşı Neden Bu Kadar Acımasız
İnsanlar birbirlerine karşı neden bu kadar acımasız? Ve düpedüz insanlık dışı eylemleri nasıl haklı çıkarıyoruz? Geleneksel açıklama şudur: İnsanlar diğer insanlara ancak onları insanlıktan çıkardıktan sonra korkunç şeyler yapabilirler. Örneğin, Holokost örneğinde, Almanlar milyonlarca Yahudiyi yok etmeye istekliydi çünkü Nazi ideolojisi onlara Yahudileri insanlık dışı, özgürlük, onur veya hatta yaşam hakkına sahip olmayan nesneler olarak düşünmeyi öğretti.
Yale’de psikoloji profesörü olan Paul Bloom, insanların zalimliğine dair bu açıklamanın -en iyi ihtimalle- eksik olduğunu düşünüyor. Zulmün insanlıktan çıkarılmadan kaynaklandığını varsaymanın neden yanlış olduğunu düşündüğü ve hemen hemen herkesin doğru koşullar altında inanılmaz vahşetler işleyebileceği yönündeki karamsar sonucu hakkında konuştum.
Sean Illing: İnsanların zalimliğinin kökenleri hakkındaki argümanınızı özetleyebilir misiniz?
Paul Bloom: Birçok insan başkalarına yapılan zulmü insanlıktan çıkarmaya bağlıyor. Başkalarının insanlığını takdir edemediğinizde soykırımın, köleliğin ve her türlü kötülüğün buradan kaynaklandığını söylüyorlar. Bunun tamamen yanlış olduğunu düşünmüyorum. Başkalarına yaptığımız gerçekten korkunç birçok şeyin, onları insan olarak görmememizden kaynaklandığını düşünüyorum.
Ancak New Yorker makalemde öne sürdüğüm argüman, bunun eksik olduğu yönünde. Birbirimize yaptığımız birçok zulüm, birbirimize yaptığımız vahşi, çürümüş, korkunç şeyler, aslında diğer kişinin insanlığını fark ettiğimiz içindir. Diğer insanları suçlamaya değer, ahlaki açıdan sorumlu, bizzat zalim, bize hak ettiğimizi vermeyen, hak ettiklerinden fazlasını alan kişiler olarak görüyoruz. Ve bu yüzden onlara korkunç davranıyoruz, çünkü onları ahlaklı insanlar olarak görüyoruz.
Sean Illing: Her zaman bir soykırım veya kölelik kampanyasının iki şeyi gerektirdiğini düşündüm: kurbanları insanlıktan çıkaran bir ideoloji ve devasa bir bürokrasi.
Paul Bloom: Bence gerçek ortada bir yerlerde. Bu şeylerin “gerekli” olduğuna katılmıyorum. Bence birçok toplu katliam sizin tarif ettiğiniz şekilde gerçekleşiyor: İnsanlar bunu yapıyor, çünkü insanları öldürdüklerine inanmıyorlar. Bazıları buna ‘araçsal şiddet’ diyor, ulaşmak istedikleri bir amaç var ve insanlar engel oluyor, bu yüzden onları insan olarak görmüyorlar.
Nazi toplama kamplarında olan şey açıkça buydu. İnsanlar makinelere indirgendi, iş yapan hayvanlar gibi muamele gördüler. Ancak toplama kamplarında olanların çoğu aşağılayıcı ve küçük düşürücüdür ve bu, insanların bunu hak ettiğini düşündüğünüz için onlara işkence yapmakla ilgilidir. Başka bir kişi üzerinde egemen olmanın zevkiyle ilgilidir.
Ancak bu insanları yalnızca hayvan olarak düşünürseniz, bu zevki alamazsınız. Hayvanları aşağılayamazsınız; yalnızca insanları aşağılayabilirsiniz. Yani insanlıktan çıkarma gerçek ve korkunç bir şey, ama bütün resim bundan ibaret değil.
Sean Illing: Bu bizim hakkımızda, psikolojimiz hakkında, bu tür şiddete olan yatkınlığımız hakkında ne söylüyor?
Paul Bloom: Şöyle düşünün: Hepimiz sosyal hiyerarşilere, onay ve saygı görme arzusuna karşı hassasız. Bu yüzden sıklıkla çevremizin sosyal baskılarına boyun eğeriz. Bu ille de kötü bir şey değil. Bir profesör olarak işime başladım ve iyi iş çıkarmak istiyorum, akranlarımın saygısını istiyorum. Bunda yanlış bir şey yok.
Ancak sosyal olarak iyi iş çıkarma arzumuzun çirkin bir yanı da olabilir. İnsanlara yardım ederek saygı kazanabiliyorsanız, bu harika. Saldırganlık ve şiddetle insanlara fiziksel olarak hükmederek saygı kazanabiliyorsanız, bu yıkıcıdır. Bu yüzden çok şey sosyal çevremize ve bunun iyi veya kötü davranışı teşvik edip etmediğine bağlıdır.
Sean Illing: İnsanların neden korkunç şeyler yaptıklarına dair sezgilerimiz yanlış mı? İnsan doğası konusunda fazla mı iyimseriz?
Paul Bloom: Bence sezgilerimiz her şekilde yanlış. Öncelikle, kötülük yapan insanların psikopat, sadist veya diğer insanların acı çekmesini izlemekten zevk alan canavarlar olduğu yönünde bir mit var. Gerçek bundan çok daha karmaşıktır. Sonra, kötülük yapan herkesin bir hata yaptığı yönündeki insanlıktan çıkarma miti var. Onlar sadece diğer insanların insanlığını takdir edemiyorlar ve eğer bu hatayı düzeltebilseydik, eğer onları oturtup “Hey millet, Yahudiler, siyahlar, eşcinseller, Müslümanlar, tıpkı sizin gibi insanlar” diyebilseydik, o zaman kötülük ortadan kalkardı. Bence bu yanlış.
Sean Illing: Bu neden yanlış?
Paul Bloom: Beyaz üstünlüğünün söylemini düşünün. Beyaz üstünlükçüler Yahudilerin, siyahların ve ayrımcılık yaptıkları diğer kişilerin insanlığını bilirler ve bu onları korkutur. Sloganlarından biri de “Bizi değiştiremeyeceksiniz.” Bunun ne anlama geldiğini düşünün. Eğer onların hamamböceği veya insanlık dışı olduklarını düşünüyorsanız, bunu söylemezsiniz. Gerçekten endişelendiğiniz, statünüze ve yaşam tarzınıza tehdit oluşturduğunu düşündüğünüz insanlara bunu söylersiniz.
Sean Illing: Yani zulüm bir kaza veya sapma değil, kim ve ne olduğumuza dair merkezi bir şey mi?
Paul Bloom: Birçok şey var ve bence zulmü tamamen açıklayan sihirli bir teori asla olmayacak. Bence bazı zulümler insanlıktan çıkarmadan doğuyor. Bence bazı zulümler kontrol kaybından doğuyor. Bence bazı zulümler istediğiniz bir şeyi elde etme arzusundan doğuyor; seks, para, güç, her neyse…
Bence zulmün çoğu, başkalarının insanlığının normal ve doğal bir şekilde değerlendirilmesinden doğuyor ve bu da daha sonra sahip olduğumuz bazı önemli psikolojik iştahlarla, örneğin, yanlış yaptığını düşündüğümüz kişileri cezalandırma iştahıyla bağlantı kuruyor. Bence, korkunç şeyler yapan insanların çoğu tıpkı bizim gibi. Sadece belirli belirli şekillerde yoldan çıkmışlar.
Sean Illing: İnsanların inanmak istediğimizden daha fazla şekillendirilebilir (malleable) olduğunu düşünme eğilimindeyim. Doğru koşullar altında, herhangi biri neredeyse her şeyi yapabilir mi?
Paul Bloom: Vay canına, bu ilginç bir soru. Ben de buna inanıyorum. Bence, doğru koşullar altında, çoğumuz korkunç şeyler yapma kapasitesine sahibiz. İstisnalar olabilir. Ancak hem laboratuvar koşullarında hem de gerçek dünya koşullarında, insanların korkunç şeyler yapmaya yönlendirilebileceğini gördük ve “Hayır, bunu yapmayacağım” diyen bazı insanlar olsa da, bunlar azınlık olma eğilimindedir.
Tekrar ediyorum, banal cevap, iyi veya kötü olabilecek şekillerde sosyal koşullardan etkilendiğimizdir. Maksimum güvenlikli bir hapishanede yaşasaydık, uyum sağlamamız gerektiği için tamamen farklı insanlar olurduk. Yine de önemli olan güçlü bireysel farklılıklar vardır. İnsanlar koşullarını aşabilirler, ancak bu inanmak istediğimizden daha nadirdir.
Sean Illing: Bunu soruyorum, çünkü bir siyasi teorisyen olarak totaliter ideolojileri inceliyordum ve Nazi Almanyası ve tüm bir toplumun böyle bir ahlaki uçuruma nasıl sürüklenebileceği hakkında çok fazla zaman geçirdim. İnsanlar o delilik anına bakıp kendi kendilerine “Ben buna asla katılamazdım” diyorlar. Ama bence bu kadar basit değil. Bence hemen hemen her birimiz buna katılabilirdik ve bu çirkin bir gerçek.
Paul Bloom: Sanırım haklısın. Ahlaki açıdan üstün olanların, cesur olanların biz olduğumuzu abartma gibi korkunç bir eğilimimiz var. Bunun bazı kötü toplumsal sonuçları var. Geçtiğimiz hafta Washington Post’ta, “Cinsel saldırıya uğrayan insanlar konusunda kafam karışık, çünkü benim başıma gelse ben hayır derdim, ona haddini bildirirdim ve çekinmeden konuşurdum” diyen insanlarla ilgili harika bir makale çıktı.
Bu tutum çoğu zaman tacize uğrayan insanlara karşı bir küçümsemedir. Sanki onlar ahlaki açıdan biraz zayıflar veya belki de gerçeği söylemiyorlar.
Bir süre önce meslektaşlarımdan biri olan Marianne LaFrance’ın bir çalışma yaptığı ve bir grup insana “Bir iş görüşmesi yapsanız ve biri size bu gerçekten cinsiyetçi, çirkin soruları sorsa nasıl hissederdiniz?” diye sorduğu ortaya çıktı.
Hemen hemen herkes “Çıkıp giderdim. Ona gününü gösterirdim” vb. diyor. Sonra da bunu yaptılar: İnsanların röportaj yapıldığını düşündüğü sahte röportajlar yaptılar ve insanlar cinsiyetçi, çirkin sorular sordular ve tüm kadınlar sessiz kaldı.
Mesele şu ki, stresli durumlarda düşündüğümüz veya davranmak istediğimiz gibi davranmıyoruz. Yani evet, eğer sen ve ben Nazi Almanyası’nda olsaydık, kendimizin doğru kişiler, kahramanlar olacağımızı düşünürdük. Ama belki de sıradan eski Naziler olurduk.
Sean Illing: Teziniz doğruysa, o zaman sadece onu haklı çıkaran o zararlı ideolojilerden kurtulursak zulümden kurtulabileceğimizi düşünmek aptallıktır. Sonuçta, bu bizimle ilgili, fikirlerimizle değil.
Paul Bloom: Bence daha iyi insanlar olmamız için birçok yolumuz var ve daha iyi insanlar haline geldiğimizi de düşünüyorum. Ama eğer haklıysam, bu okadar da kolay bir şey değil. Başkalarının insanlığını kabul etmek sorunlarımızı çözmeyecek.
Sonuç olarak, daha iyi fikirlere, daha iyi ideolojilere ihtiyacımız var. Güçle ve onurla daha az takıntılı, farkındalıkla ve yücelikle daha fazla ilgili bir kültüre ihtiyacımız var. Egemen olma ve cezalandırma iştahımızı bastırmak için yapabileceğimiz en iyi şey bu. Bunu başarabileceğimiz konusunda iyimser miyim? Evet, öyleyim. Ama kolay olmayacak.
Yorumlar kapatıldı.