//
Sinirbilim

Merak

Uyandıklarında yanlarında bir bebek bulunduğunu ve bebeğin kendisine ait olduğunu iddia eden iki kadın anlaşmaya varamayınca Kral Süleyman’ın karşısına çıkarılırlar. Süleyman kadınları uzlaştıramayacağını anlayınca adamlarından bir kılıç getirmelerini ister. Bebeği ikiye bölüp kadınlar arasında paylaştırmayı önerir. Bebeğin gerçek annesi, yalan söylediğini düşünecekleri için öldürülmeyi göze alarak, hemen atılır ve iddiasından vazgeçtiğini, bebeğin kendisine ait olmadığını söyler. Süleyman bunun üzerine durumu anlar ve bebeğin gerçek annesine verilmesini buyurur.
Bu öykü farklı yönlerden okunabilir: Genellikle Süleyman’ın kararının ne kadar adil olduğu ya da gerçek annenin ne kadar fedakarca bir davranış sergilediği üzerinde durulur. Forrester, Freud Savaşları’nda, yaygın olan bu iki okumaya ek olarak, üçüncü bir okumaya, Freud’unkine değinir ve öykünün gözden kaçan önemli bir yönünün, bebeğin annesi olmadığı halde öyle olduğunu iddia eden annenin davranışının anlaşılmasıyla ilgilenir. Freud’dan yola çıkarak, haset kavramı üzerinde fikir yürütür. Özetle, ona göre, haset, “ondan benim de olsun” ana fikriyle özetlenebilecek olan imrenmeden farklı olarak, “benim yoksa, onun da olmasın” ifadesiyle dile getirilebilir.
Bu tür farklı okumalara en iyi örneklerden biri, Pandora’nın öyküsüyle ilgilidir. Zeus’un isteğiyle, ona kendilerinden yetiler verilerek çeşitli tanrılar tarafından yaratılan Pandora (yani, “tüm yetilere sahip olan”), kendisine açmamak üzere verilen, kötülüklerle dolu kutuyu/kavanozu/küpü (aslı pithos; her neyse), “merak”ı yüzünden açınca, kavanozun içindeki tüm kötülükler serbest kalıp dünyaya yayılırlar; Pandora telaşla kavanozu kapatsa da, dipte kala kala “umut” kalmıştır. Öyküye dair en yaygın yorum,  dünyada birçok kötülük bulunsa da, insanın umut sayesinde onlarla başa çıkabileceğidir. Oysa büyük putkırıcı Human All Too Human’da bu öyküyü farklı bir şekilde “okur”: “Zeus insanın, diğer kötülükler ona ne kadar eziyet ederse etsin, hayatından vazgeçmesini değil, tersine, kendisine hep yeniden eziyet çektirmeye devam etmesini istedi. Bu amaçla ona umudu verdi. Aslına bakılırsa umut kötülüklerin en büyüğüdür, çünkü insanın çektiği eziyeti uzatır.” (Kaldı ki, Pandora, Zeus tarafından, tanrılardan ateşi çalıp insanlara veren Prometheus’u cezalandırmak için kardeşi Epimetheus’a verildiğine göre, Zeus’un tüm kötülükleri doldurduğu kavanozun içine yanlışlıkla iyi bir şey koyması tutarsız olurdu, değil mi?)
Umut konusunu –şimdilik- bir yana bırakırsak, öykünün ana fikrinin, yani, Pandora’nın kavanozu açma eyleminin kendisinin de farklı yorumlara konu olduğunu görürüz. Öncelikle, tüm kötülüklerin dünyaya yayılmasına neden olan eylemin güdüleyicisinin, meraktan başka bir şey olmadığı açıktır. Buradan yola çıkarsak, merakın o kadar da iyi bir şey olmadığı sonucuna ulaşırız. Nitekim, meraka daha çok dinsel açıdan bakanlar bu kanıdadırlar: İnsanın görevi inanmaktır, gerisini fazla merak etmemelidir.

Devamını oku: Sinirbilim


Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum bırakın

Blogdaki Yazıların ve Görsellerin Yasal Kullanımı Hakkında

© Hakan Atalay ve hakanatalay.wordpress.com. 2011-2019.

Bu malzemenin bir açıklamada bulunmadan ve yazardan yazılı izin almadan yetkisizce kullanılması ve/veya çoğaltılması yasaktır. Özgün içeriğe uygun ve özgül bir yönlendirme yapılması, [Hakan Atalay]ın ve [hakanatalay.wordpres.com]un tam ve açık kaynak gösterilmesi hallerinde alıntılar ve bağlantılar kullanılabilir.

Akbank Sanat'ta Yapay Zeka ve Aşk üzerine panel.
FB TV'de Depresyon üzerine söyleşi.
Follow Psikiyatri ve Kültür on WordPress.com