//
Arşiv

nesne ilişkileri

This tag is associated with 2 posts

Şiddetin Nörobiyolojisine Dair Notlar

PsikeArt, Eylül Ekim (5) 2009 (şiddet), sa. 18-25

Giriş

Günlük dilde şiddet sözcüğünü nicelik belirtmek için kullanıyor olmamız ilginçtir; yağışın şiddeti, ağrının şiddeti, sevginin şiddeti gibi. Bu anlamıyla şiddet, aslına uygun olarak, “bir güç, hareket veya kuvvetin derecesini” ifade eder; yüksüz bir şekilde. Bu anlamı, şiddetin arızî ya da beklenmedik bir kullanımına değil, hakikî köklerine işaret ediyor olabilir. Öyle ya, belki de bir şeyi (ağırlık, uzunluk, mesafe, sevgi, öfke, vb. açısından) en sağlıklı bir şekilde ölçmenin yolu, ona dokunmak, onunla -şiddetli bir- ilişki kurmaktır. Her halûkârda, şiddetten söz etmek, henüz keşfedilmemiş, dolayısıyla haritası çizilmemiş bir bölgeye doğru pervasızca yola çıkmak, hadi konuyla ilgili bir benzetme yapalım, tehlikelerle dolu bir ormana cahilâne bir cüretle dalmak demektir. Çünkü, daha işin başında, şiddetten söz ettiğimizde, asansöre sığmak için birini iteklemekten tutun da, pusu kurup adam öldürmeye, hatta şehirlerin tepesine yüzbinlerce kişiyi yok edecek güçte bombaları fırlatmaya kadar çok geniş bir davranış yelpazesinden söz ediyoruz demektir. Karşıdaki kişinin (ya da kişilerin ya da şeylerin) sayısı (miktarı) ile verilen zararın büyüklüğü -adı üzerinde- şiddetin niceliğine dair bilgi verebilir, fakat şiddetin “ne”liği (niteliği: nasılı, nedeni) sadece bu -nicel- bilgilerden çıkarsanamaz. Saldırganlık (agresyon), kızgınlık, yıkıcılık, tahripkârlık, düşmanlık (hostilite) gibi, şiddete eşlik eden ya da onun yerine kullanılan sözcükler varolan kargaşayı çoğaltır. Bu nedenle, şiddetin; çok boyutlu, yıkıma olduğu kadar yaşama da yardımcı olma potansiyeli taşıyan, dünyada kendisine bir yer açmaya çalışan temel yaşam gücünün hareketi olarak görülmesi gerektiğini düşünüyorum.

şiddet

O halde bu zorlu yola girmeyi deneyelim… Yakın zamanlara değin, son yüzyıl da dahil olmak üzere, şiddet üzerine yapılan araştırmaların çoğu toplumsal, ailevi, kültürel etkiler üzerinde odaklanmıştı. Böylesine çok boyutlu, insanlığın gerek bugününü, gerekse geleceğini böylesine derinden ilgilendiren, ekonomik, toplumsal, politik ve kültürel konularla böylesine içiçe geçmiş bir konunun bireyin/biyolojinin ötesinde, alabildiğine geniş kapsamlı bir şekilde ele alınması kaçınılmazdı. Ancak, son zamanlarda moleküler biyoloji, genetik, nöro-görüntüleme gibi alanların çığır açıcı bir şekilde gelişmesi üzerine, birçok insan davranışında olduğu gibi, şiddete yönelik davranışların da önemli biyolojik, genetik ve evrimsel kökenleri bulunduğunu gösteren veriler çoğaldı. Bu yazıda, şiddetin toplumsal, tarihsel, kültürel, politik vb. çok yönlülüğünü akıldan çıkarmadan, nörobiyolojik temelleriyle ilgili yeni çalışmalar özetlenecektir.

Okumaya devam et

“TÜRKİYE İNSANI”: KALICI ERGENLİK HALLERİ

(Birikim Aylık Sosyalist Kültür Dergisi 2013: 294:18-33.)

Almanya’daki bir Türk meyhanesine yolu düşen Alman, iki duble rakıdan sonra yanındakilere sorar: “N’olacak bu Almanya’nın hali?”

Bu fıkra “memleket meseleleri”ne olan düşkünlüğümüzü gösteren örneklerden biridir. Biz bu soruyu yıllardır kendi kendimize sorar dururuz. En sık rastlananı “Biz adam olmayız” olmak üzere bolca yanıtlarımız da vardır. Ancak, memleketin ahvaline dair bilimsel, çözümleyici çalışmalarımız çok azdır. Oysa birçok yazar ülkemizde ulusal karakterimiz, toplumsal davranış kalıplarımız, kişiliğimiz üstünde düşünme düzeyinin yetersizliğini vurgulamıştır. Sözgelimi, bu yönde gayret gösteren yazar/düşünürlerden Alev Alatlı bu eksikliği şöyle vurgular: “Bu toplumun koordinatlarını yitirdiği kanısındayım. (…) ciddi bir gayretimiz yok kendimizi tanımak için. (…) Ülkeler, hedeflere doğru giderler; bir idealleri olur, bizim böyle bir derdimiz yok… [Aydınların], kendi ülkeleri üzerinde hiç düşünmemiş olmaları ve ‘düşünmeyi’ bir biçimde yaymaya çalışmamaları, toparlanamamaları; en büyük sıkıntı budur” (Alatlı, sa. 39-42). Bu konularda düşünen az kişiden biri olan Hilmi Yavuz da bu durumu “Hiç kuşku yok: Türkiye insanı bugün, belki her zamankinden daha şiddetli bir kimlik sarsıntısı yaşıyor; -ve, kimlik sorunlarına ilişkin bir entelektüel gündemden yoksunuz!” diye belirlemiş ve “Türk entelijansiyasının böyle bir meseleden haberi yok. Problem burada. Türk aydını kendi bilincinin analizini yapamıyor” sonucuna varmıştı (Yavuz, 9, 102). Okumaya devam et

İletişim

+905452275336

Blogdaki Yazıların ve Görsellerin Yasal Kullanımı Hakkında

© Hakan Atalay ve hakanatalay.wordpress.com. 2011-2019.

Bu malzemenin bir açıklamada bulunmadan ve yazardan yazılı izin almadan yetkisizce kullanılması ve/veya çoğaltılması yasaktır. Özgün içeriğe uygun ve özgül bir yönlendirme yapılması, [Hakan Atalay]ın ve [hakanatalay.wordpres.com]un tam ve açık kaynak gösterilmesi hallerinde alıntılar ve bağlantılar kullanılabilir.

Akbank Sanat'ta Yapay Zeka ve Aşk üzerine panel.
FB TV'de Depresyon üzerine söyleşi.
Follow Psikiyatri ve Kültür on WordPress.com